KADINLARIN CİNSEL PROBLEMLERİ

KADINLARIN CİNSEL PROBLEMLERİ

Tüm cinsel problemler tıbbi dikkat gerektirmez. Birçok insanın geçici cinsel problemleri vardır, bunlar genellikle anksiyete, stres gibi medikal nedenlerle alakalıdır. Eğer bu problem sizi daraltıyorsa veya ilişkinizin tehdit altında olduğundan korkuyorsanız, dışardan yardım almaktan çekinmeyin veya utanmayın. Eğer sağlık danışmanınız fiziksel olarak yardımcı olamıyorsa, ruh sağlığı uzmanı yardımcı olabilir veya sizi doğru yöne yönlendirebilir. Üç haftadan fazla süren herhangi bir cinsel problemde sağlık uzmanınıza danışmalısınız. Danışmanınız tıbbi sebepleri eleyebilir ve diğer problemleri çözmenizi önerebilir. Eğer problemin ne olduğundan emin değilseniz, problemin ne olduğunu bulmanıza yardım edebilir. Gerekirse size başka bir uzman önerebilir: psikoterapist, evlilik danışmanı veya seks terapisti.

BELİRLİ PROBLEMLERLE HEMEN İLGİLENİLMELİDİR:

”    Eğer cinsel ilişki aniden acı vermeye başlarsa, hemen ilgilenilmesi gereken bir enfeksiyon veya diğer tıbbi durumlardan biri gerçekleşmiş olabilir. ”    Eğer cinsel ilişkiyle bir hastalık bulaştığına inanacak sebepleriniz varsa, hem siz hem de partneriniz hemen tedavi edilmelidir. ”    Ayrıca, seks esnasında baş ağrısı, göğüs ağrısı veya bedenin herhangi bir yerinde ağrı varsa da sağlık uzmanınıza hemen görünmelisiniz. Aşağıdakilerden herhangi biri kadınlarda cinsel problemlere sebep olabilir: ”    İlişkide problemler olması – Görev dağılımı, çocuk yetiştirme veya para gibi ilişkinin diğer alanlarındaki sorunlar cinsel problemlere neden olabilir. Kontrol ve hatta istismar gibi meseleler ilişkideki cinsel uyuma zarar verir. Bu tip problemler kadının eşine cinsel ihtiyaçlarını ve isteklerini anlatmasını engeller. ”    Duygusal problemler – Depresyon, anksiyete, stres, kırgınlık ve suçluluk kadının cinselliğini etkiler. ”    

ŞEHVETİN SIRLARI

 Cinsel işlevlerin sağlıklı devam edebilmesi, seks hormonları, ruhsal ve zihinsel sağlık, yorgunluk, yaşam kalitesi gibi unsurlara bağlıdır. Bu unsurların bir uyumu sonucu ortaya çıkan cinsel arzu, insan doğasından ve doğanın koynundan fışkıran bir yaşam enerjisidir. Çeşitli becerilerle ve sanatlarla beslenir, doğru bilgi ve tecrübeyle olgunlaşır. Ancak cinsel mutluluğun tek bir sırrı, yoktur, sırları vardır ve herkesin sırrı kendi cinsel yaşamında gizlidir. İnsanoğlu kendini cinsel aşka ve hislere teslim ettiğinde, çok derinlere gizlediği ve nerede olduğunu bilmediği cinsel mutluluk sırlarına ulaşabilir. Cinsel mutluluğun, (1) çok istemek, (2) bir şeylerden vazgeçebilmek, (3) emek vermek ve (4) başarılı insanları model almak şeklinde dört kadim sırrıvardır.Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için insanın önce seksi bir ihtiyaç gibi görmesi ve zaman planlaması yapması, her sabah 5 dakika, her akşam 5 dakika ve gece yatarken 10 dakika partneriyle yaptıklarını ve yapacaklarını içeren cinsel fanteziler kurması, erotik romanlar okuması, erotik filmler izlenmesi, erotik danslar yapması, ayıp, yasak, gizem, ulaşılamazlık ve yenilik temalarını içeren cinsel fantezileri partneriyle paylaşması, orgazm taklidi yapması ve cinselliğe dair açık seçik konuşması (seksting) gerekir. Unutmayın, her şey önce en güçlü ve en büyük cinsel organ olan beyinde başlar, sonrası doğru bir ruh hali, doğru bir iletişim ve biraz da doğru cinsel tekniği öğrenmeyi gerektirir. İnsanın beynini doğru ve sağlıklı kullanması cinselliği daha çok istemesine yol açacaktır. Sonra insan, telefon, tablet, sosyal medya gibi kötü alışkanlıklardan vazgeçebilmelidir Daha sonra sekse emek vermelidir yanierotik masaj, uzun bir önsevişme ve cinsel aşk oyunlarıyla süslenmiş keyifli cinsel deneyimler yaşamalıdır. Cinselliği nasıl ifade edeceğine sadece ve sadece çiftin kendisi karar verebilir ve tecrübe ettikleri cinsel, zihinsel, duygusal ve bedensel zevklere değer vererek onları yüceltebilirler. İşte o zaman her şey kendiliğinden çok keyifli ve çok güzel olur.

ACELE İŞTEN HAYIR GELMEZ, ERKEN BOŞALMA!

Cinsellik keyifli, zevkli bir oyunsa penis ve vajina birer oyuncu, oyunu kurgulayan ve yöneten ise beyin ve vücudumuzun diğer duyu organlarıdır. Oyuncular oyunun senaryosuna sadık kalması gerekirken kimi zaman kendi başlarına hareket ederler ve oyunun bütünlüğünü bozarlar. Zevk ve haz alınması gereken durum anlamsız ve kötü hissettiren bir şekle dönüşür, ahenk bozulur.

Özellikle erkeklerde ülkemizde hiç de azımsanmayacak bir çoğunlukta yaşanan bu kontrolsüz durum (Erken Boşalma) zevkin yerini utanç, küçük düşme ve yetersizlik gibi duygulara bırakır.

Erken boşalma nedir?

Erken boşalma sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, çok az bir cinsel uyarılma ile kişinin istemesinden önce, vajinaya girmeden önce, girer girmez ya da hemen sonra boşalmanın olması’ seklinde tanımlanmaktadır. Ancak tanı koyarken klinisyenin, hastanın yaşı, cinsel partnerin yeni olup olmadığı, cinsel etkinliğin sıklığı, düzenliliği ve süresi gibi uyarılma evresini etkileyen faktörleri göz önünde bulundurması gerekmektedir.

Erken boşalma bozukluğunun net bir tanımlamasının halen yapılmadığını, ancak “erken” kelimesi ile ifade edilenin cinsel tepki döngüsünün plato evresinin kısa sürmesine vurgu yapıldığını belirtmek gerekir. Orgazm hızlıdır. Dolayısı ile erkek, boşalma refleksi üzerindeki iradi kontrolü öğrenememiş ya da kaybetmiştir ve uyarılır uyarılmaz orgazma erken ulaşmaktadır.

Obler, vajinal girişten itibaren iki dakikadan kısa sürede boşalmayı kriter olarak belirlemiştir. Kilman ve Auerbach vajinal girişten boşalmaya kadar 5 dakikalık bir süreyi ölçüt almayı ve süre ile birlikte kadının orgazm olup olmadığını da araştırma raporlarında belirtmeyi önermişlerdir. Bu tanımlardan anlaşılacağı üzere, erken boşalmanın tanımlamasında vajinal giriş ile boşalma arasındaki süre, partnerin orgazmından önceki boşalma yüzdesi, giriş-çıkış sayısı gibi çeşitli niceliksel kriterler belirlenmeye çalışılmıştır. Ancak Kaplan bu tür nicel tanımlamaların yetersiz olduğunu, sürenin değil boşalma refleksi üzerindeki istemli kontrolün olmamasının burada önemli olduğunu vurgulamıştır. Erken boşalan kişilerin erken boşalma süreleri çok farklılık gösterebileceğinden ve partner tepkisi kriteri de bu sebeple çok farklılıklar gösterebileceğinden, “erken boşalma” yetersiz bir tanımlama olmaktadır.

Erken Boşalmanın Tipleri:

Metz ve McCarthy 9 tip erken boşalma tanımladı. Keçe, bunlara 3 tip daha ekledi. 4’ü fiziksel nedenli, 7’si psikolojik ya da bilişsel nedenli ve 1 tanesi de diğer bir cinsel fonksiyon bozukluğunun eşlik ettiği karışık tip olmak üzere 12 tip erken boşalma tanımlandı.

1-Özgüven eksikliğine bağlı erken boşalma

2-Psikolojik streslere bağlı erken boşalma

3-Karışık tip erken boşalma

4-Psikoseksüel beceri eksikliğinden kaynaklanan erken boşalma

5-Nörolojik sisteme bağlı erken boşalma

6-Bilinçdışı çatışmalara bağlı erken boşalma

7-Psikolojik sisteme bağlı erken boşalma

8-fiziksel hastalığa bağlı erken boşalma

9-Fiziksel yaralanmaya bağlı erken boşalma

10-İlacın yan etkisine bağlı erken boşalma

11-İlişki stresine bağlı erken boşalma

12-Mahremiyet eksikliğine bağlı erken boşalma (Metz ve McCarthy 2003; Keçe 2012)

Erken Boşalmanın Nedenleri:

Kinsey premature ejakulasyonun oluşumuna ilişkin, sorunu cinsel ilişki sıklığının azlığına bağlamaktadır. Kaplan’a göre defekasyon, miksiyon gibi diğer biyolojik işlevler üzerinde denetimin öğrenilmesi gibi, erken boşalmada da benzer bir süreç islemekte ve kişi geribildirim duyumlarını yani orgazm duyumlarını algılayabildiğinde denetim kontrolünü öğrenilebilmektedir. Boşalma süresinin alkol, ilaç, kondom, anestol pomad ya da sprey gibi maddeler ile uzatılması boşalmayı geciktirmemekte, sadece uyarılmayı geciktirmektedir. Dolayısı ile uyarılma belli bir düzeye ulaştığında boşalma denetimsiz bir şekilde meydana gelmektedir.

Kişi boşalmak üzere olduğunu uygun zamanda fark etmeyi öğrendiğinde boşalmayı erteleyebilir. Bunun yanı sıra erken boşalma sorunu olan erkeklerde belirli bir düzeyde kaygı da yaşanmaktadır.

Çiftlerin erken boşalma olup olmayacağına odaklanması, cinsel yaşamlarında penis vajina birleşmesine odaklanmaları, kaygının daha da artmasına ve sorunun sürmesine etkide bulunabilmektedir.

Cinsel eylem ile iliskili anksiyetenin yanı sıra cinsel suçluluk, geçmişte yer alan ebeveyn-çocuk çatılmasının olması, kişilerarası ilişkilerde aşırı duyarlılık, cinsel performans ile ilgili aşırı mükemmeliyetçilik ya da gerçek olmayan beklentilerin olması diğer psikolojik faktörler arasında yer almaktadır. Ayrıca cinsel deneyimsizlik, kadına yönelik agresyon, saldırganlık ve öfke gibi duygularının olması, kaygılı kişilik yapısının olması diğer psikolojik etkenler arasında sayılmaktadır. Bunların yanı sıra olumsuz kültürel koşullamaların sonucunda da erken boşalma gelişebildiği, özellikle cinsel eylemin çabuk bitmesini isteyen fahişelerle olan ilk cinsel deneyimlerin ya da utanç verici olabilecek ortamlarda (oda arkadaşlarıyla paylaşılan ev gibi) yaşanılan cinsel deneyimlerin, erkeği hızla orgazma ulaşmaya koşullayabileceği belirtilmektedir. Bunun yanı sıra stresli, kötü kişilerarası iletişimlerin olduğu evliliklerde, bozukluğun şiddeti artabilmektedir.

Erken Boşalmanın Sıklığı:

Erken boşalma ülkemizde erkeklerde en sık görülen cinsel işlev bozukluğudur ve her 10 erkekten 7’sinde erken boşalma görülmektedir (Keçe, 2012).  Davison ve Neale (2004) erken boşalma sorununun her sosyoekonomik düzeyden erkekte görülebildiğini bildirmişlerdir. Ancak Sadock (2007) erken boşalmanın günümüzde düşük eğitim seviyesinde olan erkeklere göre yüksek eğitimli erkeklerde, daha fazla oranda görüldüğünü rapor etmiştir. Bu durumu da yüksek eğitimli erkeklerin partner doyumunu düşünmelerine bağlamaktadır.

Malatesta ve Adms (1984), cinsel terapiye gelen erkeklerin %60’ının erken boşalma sorunu bulunduğunu belirtmektedir. Metz ve arkadaşları (1997), erken boşalmanın en yaygın erkek cinsel işlev bozukluğu olduğunu ve deneysel ölçümlerin beş çalışma için %0’dan %77’ye uzandığı sonucuna varmışlardır. En yüksek ölçüm %77 ile kuzey Hindistan popülasyonundan elde edilmiştir.

Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri:

Günlük yaşam davranışları cinsellikle yakından ilişkilidir. Cinsel hayatı normal, sağlıklı olan erkekler kendini daha güçlü, özgüvenli, başarılı hissederler.

Erken boşalma sorunu yaşayanların bir çok ortak özellikleri vardır;

Boşalma için aceleci olurlar,

Geçmiş cinsel performanslarından utanç duyarlar,

Partnerlerinin yaşanan cinsellikten haz almadığını endişesi taşırlar,

Duyulara ve dokunmanın verdiği hazza odaklanmazlar,

Cinsel açıdan kendilerine güvenmezler,

Cesaretleri eksiktir,

Hızlı yemek yerler,

Hızlı araba kullanırlar,

Hızlı konuşurlar,

Her konuda aceleci ve sabırsız davranırlar,

Çabuk sinirlenirler,

Stresli ve gergindirler,

Kontrolsüz davranışları vardır,

Çabuk güvenirler ya da güven duymada zorlanırlar,

Kaygılı ruh halleri vardır,

Çocukluklarında babalarıyla sorunları vardır,

Çocukluklarında altlarına ıslatmışlardır,

Genellikle eğitim düzeyleri yüksektir…

Erken Boşalmanın tedavisi:

Erken boşalma hem çok kolay hem de çok zor tedavi edilebilen nadir hastalıklardan biridir. Eğer neden; yanlış öğrenme veya bilişsel çarpıtmalara bağlı ise tedavi çok kolaydır. Ancak bilinçdışı çatışmalara, kişilik bozukluğuna ve ilişki sorunlarına bağlı ise tedavi zordur. Tedavi bazen zaman alabilir, haftalarca sürebilir.  Sabırlı olmak ve tedavinin uzun süreceğine inanmak gerekir. Erken boşalmanın tedavisinin önündeki en büyük engel aceleci tutumdur. Erkek acele ettikçe, erken boşalmanın tedavisi de zorlaşır.

Tedavide ilk aşama “neden” kaynaklandığının ortaya çıkarılmasıdır. Sonrasında, ilişkisel sorunların çalışılması, endişelerin giderilmesi, gevşeme ve rahatlamanın sağlanması, erken boşalma yaratan kişilik özelliklerinin tespit edilerek yerine daha olumlu davranışların öğretilmesi, sık cinsel ilişkide bulunarak gerilimin azaltılması, aşk oyunları ile rahatlamanın ve zevke odaklanmanın sağlanması ve kontrolün ele alınmasıyla sonlandırılır.

Boşalma denetiminin öğrenilmesi küçük ve büyük tuvaleti kontrol etmeye benzer. Tıpkı çocukların tuvalet alışkanlığı kazanması gibi. Kontrolü bozan etkenler ortadan kalktıktan sonra denetim altına almayı öğrenme kolaylaşır. Mutlaka düzenli bir cinsel hayat gerekir

Düşenin Dostu Olun; SERTLEŞME PROBLEMİ !!!

Günlük yaşamın stresinden uzaklaşmaya, aşkı ve sevgiyi buluşturmanın hazzını yaşamaya, birbirinde eriyerek bütünleşmeye, zamandan ve mekandan kopmaya,  arzu ve şehveti özgürleştirip doyurucu bir cinselliğe ulaşmaya ve tüm bu güzellikleri partneriyle paylaşmanın heyecanı içerisinde olmaya her sağlıklı erkeğin ihtiyacı vardır. Akşam evine gelirken ya da sevgilisine yakınlaşırken cinselliği düşleyen erkeklerin çoğu arzu ve istekle dolu olurken, bir kısmı ise sertliği kaybetme sonucunda istenilen ilişkiyi yaşayamamanın ve partnerine mahcup olmanın korkusunu yaşamaktadır. Yani, koltuk altında iki karpuz birden taşımaktadır. Bir taraftan ihtiyaç duyduğu cinselliği yaşamak için partnerine yönelmeyi isterken bir taraftan büyük bir hüsrana uğramanın korkusu ile geri adım atmakta, bu istek ile korku arasında sıkışıp kalmaktadır.        

Sertleşme problemi/iktidarsızlık (erektil disfonksiyon / empotans); “cinsel ilişki başlamadan önce, başlangıç sırasında, birleşme devam ederken ya da boşalma gerçekleşmeden önce penisin yeterli sertliği kaybetmesi” olarak tanımlanan, erkeklerde ciddi duygusal yıkımlar ve çökkünlükler oluşmasına sebep olan bir cinsel işlev bozukluğudur. Erkeklerin, hassas ve savunmasız olduğu cinsel hayatta iktidarsızlık yaşaması halinde; derin bir yetersizlik, değersizlik, beceriksizlik, utanç ve acizlik duyguları hissettiği bilinmektedir. Sertleşme problemi yaşandığı sırada kadının kaba, imalı, alaycı, kırıcı ve incitici bir tavır sergilemesi halinde erkeğin,  kendine ve partnerine yönelik öfke tepkileri verdiği sık görülmektedir.  

Eğer kadın, erkeğin kırılmasına karşı hassasiyet gösterir, kapsayıcı davranır, dikkati sertleşme probleminden duygusal yakınlığa kaydırırsa erkeğin çukurdan çıkmasını kolaylaştırır, ya tekrar sertleşme sağlanarak ilişkiye devam edilir ya da yapıcı bir şekilde ilişki sonlandırılır. Eşlerin bu süreçte, yaşanan problemin sadece erkeğin değil ilişkinin bir problemi olduğu düşüncesiyle hareket etmeleri ve çözüm sürecinde ortak sorumluluk almaları çok önemlidir. Cinselliği, sertleşmenin ve boşalmanın kıskacından kurtararak güvenli bir zeminde tutmak, sağlıklı bir ilişkiye doğru atılan ilk adımdır. Sertleşme olmadığında da yakınlaşmanın, paylaşmanın ve haz almanın mümkün olduğu inancıyla ilişkiye başlamak; hem erkeği rahatlatarak sertleşme sorununun kendiliğinden çözülme ihtimalini arttıracak hem de sertleşme kaybı olması halinde hüsran ile sonuçlanan değil daha az hazla bitirilen ama cinselliğin içinde saklı olan yakınlığın ve anlamın yaşandığı bir ilişkinin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Cinsel hayatı yolunda giden erkeklerde de ilişki içerisinde bazen sertliğin azalması normal bir durumdur. Erkek sadece ilişkiye odaklandığında ve dokunmanın keyfini hissetmeye çalıştığında sertlik süreç içerisinde geri gelecektir. İlk sertlik kaybında paniğe kapılıp sadece penise odaklanırsa ikincil bir kaygı durumu ortaya çıkar ve kendini doğrulayan kehanet olarak iktidarsızlık yaşar. Bu kaygı haliyle sonraki ilişkiye başladığında yine olumsuz bir deneyim yaşarsa, problem kaygı bozuklukları temelinde kronikleşir ve kısır döngü şeklinde ilişkinin kaderi haline gelir. 

Amerikan Psikiyatri Birliğinin yayınlamış olduğu ve tıp hekimlerinin çoğunun hastalık tanımlaması yaparken referans aldığı DSM-5 tanı ölçütlerine göre Sertleşme Problemine bakacak olursak;

Tanı Kriterleri:

A ) Neredeyse her cinsel ilişkide (%75) aşağıdaki üç belirtiden birinin olması

  • Cinsel etkinlik sırasında sertleşme (ereksiyon) sağlamada belirgin güçlük çekme
  • Cinsel etkinliği bitirene dek sertleşmeyi (ereksiyonu) sürdürmede güçlük çekme
  • Sertlik düzeyinde belirgin azalmanın olması 

B )  A tanı ölçütlerinin en az altı aydır devam ediyor olması

C ) Bu problemi yaşamanın, kişide belirgin klinik sıkıntılara neden olması

D ) Bu cinsel işlev bozukluğu, cinsel kökenli olmayan ruhsal veya fiziksel bozukluğa, madde veya ilaç kullanımına bağlı ortaya çıkmıyor olması

Türleri

Başlangıç Durumuna Göre 

Birincil: Bu bozukluğun, kişinin cinsel açıdan kendini tanıdığı ve etkin olmaya başladığı zamandan beri var olması

İkincil : Bu bozukluğun, oldukça olağan bir cinsel işlevsellik evresinden sonra başlaması

Problem Alanına Göre 

Yaygın      : Bu bozukluğun bütün ortamlarda, durumlarda ya da eşlerde görülüyor olması

Durumsal : Bu bozukluğun yalnızca bazı ortamlarda, bazı eşlerde ya da bazı partnerlerde görülüyor olması

Görülme Sıklığı

Araştırmalara göre sertleşme probleminin, 40-70 yaş arası erkeklerde % 70 oranında olduğu görülmektedir. Bazı araştırmalara göre 70-79 yaş arasındakilerde % 69 oranında bulunmuştur. Masters ve Johnson’ na göre cinsel ilişkilerin % 25 inde ereksiyon sağlanmasında sürekli bir sorun vardır.

Nedenleri

Cinsellik sırasında penisin sertleşmesini engelleyen bir dizi psikolojik, fizyolojik, maddeye veya başka bir hastalığa bağlı etken söz konusudur. İktidarsızlığın psikolojik olmayan nedenlerine bakacak olursak ; fizyolojik kökenli bozukluklardan ( beyin, omurilik, sinirler, kan damarları, penis düz kası ve hormonlar gibi penisin işlevselliğini etkileyen yapılarda meydana gelebilecek bozukluklar), bazı hastalıklardan ( prostat ve mesane ameliyatları, diyabet, yüksek tansiyon, damar sertliği, testesteron azalması),  kullanılan bazı ilaçlardan(bazı antidepresanlar, kanser ilaçları, tansiyon ilaçları)  ve alınan bazı maddelerden ( aşırı sigara, esrar, eroin gibi uyuşturucular) kaynaklanma ihtimali vardır.

Sertleşme probleminin psikolojik nedenlerine bakacak olursak;

  • Performans anksiyetesi (başarısızlık korkusu)
  • Kadın tarafından reddedilme korkusu
  • Geçmişte yaşanan ereksiyon güçlüğü deneyimleri
  • Beklenti anksiyetesi (iktidarsızlık yaşayacağına dair beklenti)
  • Kadının tatmini ile aşırı ilgilenme
  • Baskı ve stres altında çalışma, yorgunluk
  • Meslek ve aile hayatına dair yetersizlik kaygısı
  • Partneriyle olan duygusal ilişkideki problemler
  • Cinsel isteksizlik ve erken boşalma gibi problemlerin varlığı 
  • Gebe bırakma korkusu
  • Bilinçdışı suçluluk duyguları
  • Cinselliğe dair yaşanan içsel çatışmalar (günah, yasak – arzu, istek)
  • Bilinçdışı olarak partneri ya da kendini cezalandırma

Erkek cinsel işlev bozuklukları arasında en sık karşılaşılan problemlerden biri olan sertleşme probleminin çözümü için, sorunun kaynağını doğru tespit etmek çok önemlidir. Sertleşme problemi yaşayanların çok büyük bir kısmının psikolojik kaynaklı olduğu bilinse de tıbbi muayene ve ürolojik bir değerlendirmenin yapılması önemlidir. Performans sergileme durumunun olmadığı zamanlarda (erotik rüya görme halinde, sabah tuvalet öncesinde, gün içerisinde farklı erotik uyaranlarda) sertleşmenin olduğu görülüyor ise psikolojik kökenli olma ihtimalinin çok yüksek olduğu söylenebilir. Sertleşme probleminizin kaynaklarının tespit edileceği, farkındalık oluşturulacağı, çeşitli yöntem ve tekniklerle çözümler üretilip tatmin edici bir cinsel yaşama kavuşmanızın sağlanacağı, etkin bir cinsel terapi sürecine uzman psikolog/cinsel terapist eşliğinde başlamanız, yeni bir başlangıç yapmanız adına yararlı olacaktır

VAJİNİSMUSUN PSİKOLOJİK TEDAVİSİ

Vajinismus Nedir?

Vajinismus; eğitim ve sosyo-kültürel düzeyi ne olursa olsun bütün kesimlerde görülen, kadının bir takım korku ve endişelerden dolayı istem dışı vajinasını kasması sonucunda cinsel ilişkinin gerçekleşememesi durumudur. Bazen penisin vajinaya girme durumunda değil, sadece ilişkinin hayal edilmesinde bile bu kasılma durumları söz konusu olabilir. Ülkemizde görülme sıklığı hayli yüksek olan vajinismus, daha çok yeni evli çiftlerde görülmekle beraber yıllarca evli kalan çiftlerde de görmekteyiz. Dünyada görülme sıklığı %2-4 arasında iken ülkemizde %10 ları bulmaktadır.

Vajinismusun Nedenleri

Kişiye, yaşadığı kültürel ortama göre değişen birçok nedeni vardır. Fizyolojik olarak bir çocuğun doğabileceği şekilde esnek olan vajinanın cinsel birleşmeye karşı kasılıp kendini kapatması anlamsız gibi görünse de, o an yaşanan endişe, korku ve kaygılar göz önünde bulundurulduğunda normal bir tepki olduğu anlaşılmaktadır. Önemli olan bu yaşanan kaygıların altında yatan psikolojik nedenlerdir.

Toplumumuzda ayıp ve yasak olarak algılanan cinsellik hakkında sağlıklı bilgiler edinilmemesi, yanlış ve yetersiz cinsel bilgiler,

Abartılarak anlatılan ilk gece hikayelerindeki korkutucu ve ürkütücü durumlar, genç kızlarda kendilerinin de ilişki esnasında çok acı çekeceklerine dair korku oluşturması,

Bekaretin kutsandığı toplumumuzda kızlık zarının yırtılacağı, patlayacağı, çok kan akacağı şeklindeki kaygılar,

Vajinanın küçük olduğu ve penisin giremeyeceği endişesi,

Yeterli uyarılma ve sevginin olmaması,

Kızlık zarının çok kalın olduğu düşüncesi,

Erkeğin ilk ilişki sırasında kaba davranması,

Bilinç dışı kadınlığı kabullenememe ve kız olarak kalma, masumiyetini kaybetmeme,

Annenin değersiz görüldüğü bir ailede kız çocuğunun önemsenmek istediği için kadınlığı reddetmesi,

Geçmişte yaşanan taciz ve travmalar,

Gebelik ve doğum korkusu,

Cinsel güvensizlik,

Cinsel isteksizlik,

Cinsel kimlik sorunları,

Güvensizlik,

Cinselliğin kadın için zevk değil görev olduğu algısı,

Gibi nedenler olabileceği gibi kadının daha farklı farkında olmadığı, bilgi çarpıtması, bilinç dışı nedenler, farklı bir kaygı ve korkunun buraya transfer edilmesi de olabilir.

Vajinismus İlişkiyi Nasıl Etkiler?

Vajinismusta ilk tepkiler genelde yaşanan durumu anlamlandıramama, korku ve panik halleri, umutsuzluk, başarısızlık, çiftlerin kendilerini birbirlerine karşı suçlu hissetmeleri ve çaresizliktir. Genelde ne yapacaklarını bilemezler ve çözümü ötelerler.

Kadın kendini eksik ve yetersiz hissederken, erkekte de istenilmeme, reddedilme gibi algılandığından öfke ve kırgınlık yaşanabilir.Yaşanan durumun sadece kendilerine özgü olduğunu düşünerek yoğun ümitsizlikler yaşarlar.

Uzun süre tedavi edilmediğinde erkekte, cinsel isteksizlik ve erken boşalma gibi sorunların ortaya çıktığı görülmüştür. Ayrıca evlilikte bir çok çatışmanın da temelinde cinselliğin olmaması yatmaktadır.

Cinselliği konuşmanın bile yadırgandığı toplumumuzda sorunu dile getirmek ve çözüm arayışında bulunmak çok zordur. En yakınlarından bile çoğu zaman gizlenir. Zamanla düzeleceği düşünülerek beklenir, yeni denemelerde bulunulur.

Neden bizim başımıza geldi?

Nasıl geçecek bu durum?

Tedavisi varmıdır?

Nasıl tedavi edilir?

Nereye, kime başvurmak gerekir?

Nasıl tedavi edilecek?

Tedavi ne kadar sürecek?

Maliyeti ne kadar?

Tedavi edilirse daha sonra tekrar bu sorunu yaşarmıyız?

Gibi bir çok soru akla gelir. Bu durumda yapılması gereken şey ne kadar süredir olursa olsun, hemen bir kadın doğum uzmanının muayenesinden geçip, cinsel terapiste başvurulmalıdır. Terapiye gelen danışanlarımızdan yıllarca vajinismustan dolayı cinsellik yaşamadan evliliklerini sürdürmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Mutlu bir evlilikte önemli bir yer tutan cinsellik hem çiftlerin ilişkilerini güçlendirmesi, neslini devam ettirmesi açısından önemliyken hem de alınan hazzın, keyfin hayatlarına lezzet kattığını unutmamalıdır.

Vajinismusun Tedavisi

Tedavisi en kolay ve kısa süreli olan vajinismus, psikolojik bir sorundur. Sadece kadının değil çiftin her ikisinin de sorunudur.

Fizyolojik bir rahatsızlığın olup olmadığını anlamak için yapılacak jinekolog muayenesinden sonra, herhangi bir organik sorun olmadığı psikolojik nedenlere bağlı olduğu anlaşıldığında cinsel terapi yapan bir terapiste gidilmelidir.

Evli çiftlerin terapiye birlikte katılmalarını önermekteyiz. Kadın isterse tek başına da terapiye gidebilir. Eşlerin katılımı terapiye olumlu bir destek sağlar.

Vajinismus tedavilerinde bir çok değişik teknikler uygulanmaktadır. Tedavi şekli vajinismus sorunu olan danışanın ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılmaktadır. Sorunun altında yatan nedene göre kişiye özgü bir yaklaşım sergilenmektedir. Bazı danışanlarda sadece bilgilendirme yapıldığında sorunun çözüldüğünü görürken, bazılarında davranışsal terapi teknikleri uygulanması gerekmekte, bazılarında ise geçmişle ilgili ayrıntılı dinamik psikoterapi teknikleri uygulamak gerekmektedir. Bütün bu tekniklerin birleştirilerek bütüncül bir yaklaşımda sergilenebilmektedir.

Sorunun kaynağı sadece penisin vajinaya girmemesi, yani organlarla ilgili bir durum değil, ruhun, beynin ve bedenin ortak sorunudur.

Çiftlerin ikisinin birlikte katılmasını önemsediğimiz vajinismus terapisinin ilk seanslarında değerlendirme görüşmeleri yapılır; sorunun nedenleri, ne zamandır varolduğu, çiftin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı gibi bir çok soruya cevap aranır

Terapinin ikinci aşamasında; ilişkideki çatışmalar çözümlenir ve yeniden yapılandırılır. Eşlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüngüleri düzeltilir. Cinselliğin bir görev yada zorunluluk olmadığı, istekli bir şekilde yapılan, evliliğin ve hayatın gerekliliği olduğu farkındalığı kazandırılır. Evliliği heyecanlı ve canlı kılan, çiftlerin birlikte yapmaları gerekli olan; iletişim kurma, dokunma, sarılma, birlikte aynı anda yatağa girme, sadakat gibi konular işlenir. Çiftlerin adeta yeniden flört yaşamaya başlaması sağlanmaya çalışılır.
Üçüncü aşamada; cinsel eğitim verilerek, çiftlerin cinsellikle, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinmeleri sağlanır. Cinsel mitler ele alınarak doğrular netleştirilir. Vajinismusun sadece birinden kaynaklı olmadığı çiftlerin her ikisinin de sorunu olduğu, birlikte çözmeleri gerçeği vurgulanır. Çiftlerin birbirlerini suçlamamaları, destek olmalarının önemi üzerinde durulur. Cinsellikle ilgili bilinen tüm yanlış inançlar ele alınarak, suçluluk ve günahkarlık duygularıyla baş edilebilmesi için her iki tarafında cinsel gereksinimlerinin normal olduğu, doğal gereksinim olduğu ve uyumun öğrenilebileceği işlenir. Ayrıca kolaylıkla yapılabilen bir takım ev ödevleri verilir. İlişkide karşılıklı yapılan davranışların üzerinde durularak cinselliğin yetişkin yetişkine kaliteli ve zevkli bir eylem olduğu vurgulanır. 
Dördüncü aşamada; derinlerde hissedilen duygulara odaklanılır. Çiftlerin fantezileri, zevk algıları, kendilerini keşfetmeleri, çocukluk döneminin yansımaları ele alınır. Sosyo-kültürel baskıların oluşturduğu gerilimler giderilir. Toplumsal olarak kadına ve erkeğe yüklenen anlamsız sorumluluklar ve rollerin cinsel hayata olumsuz etkilerinden kurtulmaları sağlanır. 
Son aşamada ise çiftin baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Bu oyunlarla kendi bedenlerini ve partnerlerinin bedenlerinin keşfedilmesi, nelerden haz duydukları, nelerden hoşlandıklarını, sevişme sanatının inceliklerini hiçbir kaygı hissetmeden öğrenirler. Yeni ve ilgi çekici duygusal, cinsel teknikler öğrenirler. En önemlisi çiftler bütün bunları büyük bir keyif duygusuyla kendilerini ve partnerlerini en özel şekilde keşfetmek için yaptıklarından zevk ve mutluluk duyarlar. Sonuçta hayatlarını anlamlı kılan cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler

Cinsel Tiksinme Bozukluğu

Cinsel tiksinme bozukluğu sürekli olarak ya da tekrarlayıcı bir biçimde cinsel eş ile genital cinsel ilişki kurmaktan aşırı tiksinti duyma ve bundan tümüyle kaçınma olarak tanımlanmaktadır.

Burada birey bir partnerle cinsel ilişki söz konusu olduğunda endişe ve korku duyar. Tiksinti, cinsel birleşmenin herhangi bir yönüyle ilgili olabileceği gibi, tüm cinsel uyaranlara (öpüşme, dokunma gibi) yönelik de olabilir. Klinik olarak özgül fobiye benzer. Cinsel eylem söz konusu olduğunda kişide yoğun korku, bulantı, çarpıntı, bayılma hissi gibi belirtiler görülür.

Nedenleri

Tiksinmenin nedenleri arasında daha çok travmatik cinsel yaşantıların, çocukluk çağı istismarlarının, tekrarlayan ağrılı cinsel birleşmelerin ve çeşitli bilinç dışı çatışmaların rol oynadığı düşünülmektedir.

Bazı araştırmacılar cinsel tiksinme bozukluğu ile azalmış cinsel istek bozukluğu arasındaki sınırın oldukça belirsiz olduğunu düşünmektedir. Her iki bozukluğun ortak belirtisi cinsel ilişki sıklığının az olmasıdır, ancak cinsel tiksinme bozukluğu söz konusu olduğunda “iğrenç bulma” ve “fobi” kelimelerine özellikle dikkat edilmelidir. Bunun yanı sıra ‘cinsel tiksinme bozukluğu’, ‘azalmış cinsel istek bozukluğu’na göre daha ağır bir bozukluktur ve daha az görülmektedir.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta bu bozukluğun sıklıkla azalmış cinsel istek ile birlikte oluşudur ve hatta bazı araştırmacılar bu iki bozukluk arasındaki sınırların belirsiz olduğuna işaret etmektedirler. Schover ve Lo Piccolo Cinsel tiksinme bozukluğunu, hafif formunda azalmış cinsel istek bozukluğunun bulunduğu diğer ucunda ise fobik düzeyde cinsel kaçınmaların bulunduğu bir uzanımda değerlendirmeyi uygun bulmuştur. Ülkemizde diğer cinsel işlev bozukluklarına göre yaygınlığı az olsa da nadir değildir. Erkekte, sertleşme bozukluğu ya da geç boşalma ile birlikteliği sık görülür.

Dikkat çekici bir bilgi de, panik bozukluk ve sosyal fobide cinsel işlev bozukluğunun değerlendirildiği bir çalışmada, erkek ve kadınlarda en sık cinsel işlev bozukluğunun panik bozuklukta cinsel tiksinme bozukluğu (sırasıyla %37- 50), sosyal fobide ise erken boşalma olduğu (%47) bulunmuştur. İlginç olan panik bozukluk hastalarının çoğunda cinsel ilişki esnasında panik atak öyküsünün çoğu hastada olmamasına rağmen cinsel tiksinme bozukluğu sıklığındaki yüksektir(Crenshaw, 1985).

Cinsel tiksinme bozukluğuna ilişkin kesin bir veri olmamakla birlikte kadında cinsel tiksinme bozukluğu, diğer cinsel işlev bozukluklarına göre daha az oranda ve erkeklerde de kadınlara oranla daha az görülmektedir. Cinsel tiksinme bozukluğunda rol alabilen etkenler gözden geçirildiğinde; cinsellikle ilgili bilinçaltı suçluluk duyguları, günahkarlık, toplumsal önyargılar, cinsel korkular, cinsel travmalar, tecavüz, baskıcı bir ailede yetişme, cinsel kimlik ve yönelim sorunları, ağır kişilik sorunları, cinsel organların pis olduğu düşüncesi, cinsel fobiler ve eş reddi gibi etkenlerin varlığı görülmektedir.

Ayrıca, ağrı uyandıran çok sayıda cinsel birleşme deneyimi sonucunda da bu bozukluk gelişebilmektedir. Bunlara ek olarak partnerin psikolojik bir saldırıda bulunduğu düşünüldüğünde ve ilişki zorlukları yaşandığında tepkisel olarak gelişebilir.

Tedavisi

Cinsel sorunların nedenleri, ne zamandır varolduğu, kişinin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı çok önemlidir. Detaylı değerlendirme ve analiz sorunun tedavisi için önemli bir basamaktır. İlişkiyle, partnerle ilgili bir durum söz konusu ise çiftlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüntüleri düzeltilir.

Sorunun altında yatan cinsellikle ilgili bilinçaltı suçluluk ve günahkarlık gibi duyguları, toplumsal önyargılar, cinsel korkular, cinsel travmalar, tecavüz, cinsel kimlik ve yönelim sorunları, ağır kişilik sorunları, cinsel organların pis olduğu düşüncesi, cinsel fobiler

gibi nedenler varsa terapi sürecinde çalışılır.

Doğru cinsel bilgilendirme yapılarak geçmişten gelen mitler, önyargılar, yanlış bilgiler, bilişsel çarpıtmalar düzeltilir, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinilmesi sağlanır.

İmajinasyon, EFT, EMDR gibi tekniklerle olumsuz duygu ve düşüncenler değiştirilerek yerine olumlu ve zevk veren algılar yerleştirilir. Ayrıca partnerle baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Terapi sonucunda cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler.

Çok zevkli ve keyifli bir süreç olan cinsellik; olumsuz etkenlerden, sorunlardan arındırılarak doya doya yaşanması gerekir. Bu konuda etkin terapi yöntemlerinden yararlanmak için geciktirmeden yardım almak gerekir

Evliliği Kurtarmanın Yolları

“Yaşayan hiçbir şey kendi başına sadece kendisi için yaşamaz.” 
(William Blake)

Beğeni, aşk, sevgi ve bağlılıkla başlayan ilişkiler yaşamın doğal bir döngüsü olarak evlilik müessesesine dönüşür. Bu süreçte her iki tarafında kendi ailesinden ayrışarak yeni bir aile olma yolunda mücadeleler başlamıştır. Anne babadan ayrılığa hazır olmak, bireysel olarak hem duygusal, hem de maddi sorumluluğu alabilmek gerekir. Bireyin ailesinden ayrılabilmesi ülkemizde çok zorlu bir süreçtir. Evlilik hazırlıklarından başlayarak her aşamada çiftler üçüncü şahısların etkisi altındadır. Kıyafet seçiminden mobilyaya, düğünün nerde ve nasıl olması gerektiğine kadar bir çok kararın iki kişi arasında alınması mümkün değildir. Çiftler daha hazırlık aşamasından başlayarak sürekli zorlanmaya, tercihlerinin etkilenmesine, hatta çocuklarının eğitimine kadar bir çok konuda tek başlarına söz sahibi değillerdir. Sürekli birilerinin müdahaleleri çiftler arasında gerginliğe, ciddi kavgalara sebep olmaktadır.

Düğün sonrası birlikte yaşamaya başlayan çiftlerin hayatlarındaki en zorlu dönem başlamıştır. Bu dönemde birlikte bir yaşam inşa edecekler, birbirlerine destek olacaklar, uyum sağlayacaklar, gelişimlerini sürdürecekler, birbirlerine bağlı kalarak birlikteliklerini devam ettireceklerdir. Bu dönemde birbirlerini çok yargılarlar, sürekli doğru kişiyle mi evlendim acaba? gibi kendi içlerinde sorgularlar. Boşanmaların en sık olduğu dönemdir ilk yıllar. Bu dönemde her iki tarafında ciddi çabalar göstermesi gerekir. Yeni bir düzen, sistem kurduklarının bilincinde olup ona göre adımlar atmalı, birbirleriyle olan iletişimlerinde yapıcı olmalıdırlar. Evlilik öncesi hayatlarını sürdüremeyecekleri gerçeğini kabul etmeli, artık ben değil biz olabilmelidirler. Bu ilk zamanlarda yaşanan en önemli sorunlardan biride cinsellik ve fiziksel şiddetle ilgili sorunlardır. Basit olarak değerlendirilen çözüm için adım atılmayan bu sorunlar zamanla ilişkide çok ciddi hasarlar meydana getirmektedir.

Evliliğin ilk birkaç yılından sonra meydana gelen çocuk yepyeni güzellik ve duyguların yanında ciddi sorumluluk gerektirdiğinden yeni sorunları da beraberinde getirmektedir. Karı-koca sistemini oluşturmadan anne-baba evresine geçilmemelidir. Genellikle de yolunda gitmeyen evliliklerde çocuğu kurtarıcı unsur olarak görüp çiftlerin hazır olmadan çocuk yapmaları durumuna sık rastlanmaktadır. Unutulmamalıdır ki aileye katılan yeni bir bireyin sorumluluğunu da üstlenmek, onun bakımıyla, eğitimiyle ilgilenmek, ona karşı davranışlarda tutarlı olmak, kurallar koyup uygulamak ciddi bir iştir.

Çocuğun büyüyüp ergenlik çağına geldiği dönemde aile çocuğunun bir takım tutumları karşısında şaşkın, ne yapacağını bilemez konumdadır. Artık kuralların esnetilmesi gerekmektedir. Çünkü her istediklerini yapan, elinden tutup her yöne çektikleri çocuk yoktur artık. Kendi bireyselleşme mücadelesini veren bir ergenle karşı karşıyadırlar. Artık çocuğa endeksli bir hayat bitmekte çiftlerin baş başa kalabildiği, birbirlerini ve birlikteliklerini sorguladıkları bir dönem başlamaktadır.

Kendi kariyerlerini sorgulayan çiftler, işlerinde yaşadıkları sorunlardan dolayı birbirlerini, hatta çocuklarını suçlayabilirler. Hayatımda sen olmasaydın şu an farklı bir yerde olurdum, kariyerimden vazgeçip kendimi sana ve çocuğa adadım, şu an kaybettiğim o kadar çok şey var ki tarzında yaklaşımlar sergilenebilir. Bir taraftan da bu dönemde çiftlerin kendi anne babalarıyla ilgili sağlık sorunları ortaya çıkmaya başlar ve onlarla ilgilenmek durumunda kalabilirler.

Çocukların ergenlikten yetişkinliğe geçtikleri dönemde yuvadan uçup kendi hayatlarını kurdukları, evlilik, öğrenim yada iş nedeniyle ayrıldıkları zaman geldiğinde çocuktan kopamama ayrışamama, çocuğun artık yetişkin bir birey olduğunu kabullenememe, kendileri olmadan yapamayacağını düşünmeleri gibi sorunlar baş göstermeye başlar. Artık baş başa kalan karı-koca geçmiş hayatı sorgularlar, senin yaptıkların, benim fedakarlıklarım şeklinde başlayan tartışmalar sürer gider.

Zaman su gibi akmış çiftler artık yaşlanmış emeklilik dönemi gelmiş, sağlık sorunları, fizyolojik sorunlar artmıştır. Bu dönemde deneyimlerini kendilerinden sonrakilere aktarmaya çalışan çiftler, ölüme hazırlanması gerekir. Geriye kalan zaman sınırlıdır ve kaliteli yaşanması gerekmektedir. Bu dönemde ortaya çıkacak sorunların çözümü daha da güçtür.

Aile sisteminin oluşumundan başlayarak devam eden süreçte bir çok problemle karşılaşılması olağandır. Ailenin işlevi çocuk dünyaya getirmek, neslin devamını sağlamaktır. Bunu gerçekleştirirken de o süreçteki gerekli niteliklere sahip olmak elzemdir.

Sağlıklı ve mutlu bir ailede olması gereken özellikler;
İletişim becerilerinin olması, 
Problem çözme becerilerinin olması, 
Zamanla oluşturulan uygun otoritenin olması, 
Zamanla oluşturulan ve uyulan kuralların olması, 
Çocuk yetiştirme konusunda bilgi ve deneyimin olması, 
Ailece ve bireysel hedeflerin olması, 
Aile bireylerinin tutarlı ve destekleyici olması, 
Esneklik ve uyum becerilein olması. 

Aile bireylerin rollerini gerektiği gibi yerine getirmeleri, rol karmaşasının olmaması gerekir. Mutlaka bir düzen, hiyerarşi olmalıdır.

Sağlıksız aile tipleri Fisher şu şekilde sıralamıştır;

1.Sınırlanmış/sıkıştırılmış aile tipi: Bu tip aileler bastırıcı, negatif, mükemmeliyetçilik anlayışına sahiptir. 
2.İçe dönük aile tipi: Dış dünyadan kopmuş kendi içlerinde yaşayan aileler. 
3.Obje odaklı aile tipi: Çocuk odaklı, birey odaklıdır. Ya da obje yerine geçebilecek başka bir şey. 
4.Fevri-dürtüsel aile tipi: Antisosyal özellikler taşıyan ailelerdir. 
5.Çocuksu aile tipi: Kendi anne-babalarına bağlı ailelerdir. Yetersiz, bağımlı, gelişmemiş ailelerdir. Sürekli başkalarından bir şeyler talep ederler. 
6.Kaotik aile tipi: Hiçbir düzen kural olmayan ailelerdir.

Ailelerin sağlıklı olup olmadığını anlamak için sınırlara, kurallara, rollere, bireyselliklerine, bütünlüklerine, iletişimlerine bakılır.

Aile terapisi alacak ailenin bir probleminin olması gerekir ve bu problemi kendi başlarına çözemeyecekleri bilincinde olmalıdırlar. Terapide öncelikli olarak çiftlerin beklentileri konuşulur ve iletişimle ilgili sorunlar irdelenir. Terapi için gelen çiftlerin bir çoğunda iletişim kazalarının fazla yer aldığını gözlemliyoruz. Bireysel ve cinsel farklılıklardan, içinde bulunulan andaki stres yoğunlu, kültürel farklılıklar, sosyal farklılıklar, hatta mesleki farklılıklar gibi çiftlerin ellerinde olmayan bir takım nedenler istem dışı çatışmalara, yanlış anlamalara, sorunlara yol açmaktadır. Bir çok çift birlikte yaşadığı, hayatını paylaştığı insanı anlamakta zorluk çekmekte, yada yanlış anlamaktadır. Terapi sürecinde çiftlerin iletişim dilleri, çatışma çözme yöntemleri, empati yetileri konuşularak birbirlerini anlamaları sağlanır ve ilerde doğabilecek sorunlarla mücadele becerileri geliştirilir.

Evlilikten beklentiler bir çok insan için değişiklik gösterse de ömür boyu sevdiği kişinin şu anki gibi kalması, değişmemesidir. Oysa her şey gibi gerek bireysel hayatta gerekse ilişkide değişim kaçınılmazdır. Zamanla ortaya çıkacak kariyerle ilgili sorunlar, ekonomik sorunlar, fiziksel değişimler, cinsel sorunlar, değişen sosyal çevreyle etkileşim v.b. bir çok nedenden dolayı çiftler evlendikleri zamanlardaki gibi kalmayacak zamanla farklılaşacaklardır. Bu farklılaşma çiftlerde bazen hayal kırıklığı yaratacak, “benim tanıdığım evlendiğim insan sen değilsin, çok değiştin” gibi sözler sıkça tekrarlanmaya başlayacaktır. Oysa sorun çoğu kez değişen karşıdaki eşte değil, değişimi kabullenemeyen, eşine ayak uyduramayandadır.

Evlilik kusursuz işlemeli anlayışı, beklentisi de çiftlerin hayal kırıklıklarına neden olmaktadır. Her deniz dalgalıdır, coşkundur ve çoğu zamanda durgundur. Evliliğinde zor günleri olacaktır, olmalıdır da. Zorluklara karşı birlikte hareket edebilen, birlikte mücadele eden çiftler bir takım olabilir ve birbirlerine daha sıkı bağlanabilir. Küçük bir sıkıntıda takımına küsen, oynamak istemeyen bir oyuncunun asla başarılı olamayacağı gibi sorunları birlikte göğüsleyip çözmek için mücadele etmeyen çiftlerde evliliği yürütemezler. Elbette kavgalar, anlaşmazlıklar olacaktır. Bunları güç mücadelesine çevirmeyip yerine göre müsamahalı davranma, biri öfkelendiğinde diğerinin yatıştırıcı olması, istek ve düşüncelerin kızgınlıkla değil sakin bir şekilde anlatılması kalıcı yaralar açılmasını önleyecektir.

Çiftler bir birlerine karşı kin tutmamalı, affetmesini bilmeli, geçmişteki olumsuz hatıralar yerine yaşanmış güzel anıları hatırlamalıdırlar.

Keyifli, mutlu bir ilişki; geleceğe dönük ortak hedeflerin olması, çiftlerin birbirlerinin duygularını, isteklerini, ihtiyaçlarını önemsemeleri, kendilerini rahat bir şekilde ifade etmeleri, birbirlerini desteklemeleri ve motive etmeleri, en önemlisi sorunlardan kaçmak yerine onlarla yüzleşmeleriyle mümkündür.

Çiftler terapide kendilerini daha rahat ve güvende hissetmekte ve duygularını çok daha iyi ifade edebilmektedirler. Birlikteyken konuşulmaya cesaret edilemeyen çoğu şey gün yüzüne çıkmakta, ilişkiyi kötü gösteren tozlar alınmakta, çözümsüz gibi görünen sorunlar terapistin farklı bakış açısı ve yaklaşımıyla çözülmektedir. Ülkemizde eş, dost, akraba tarafından halledilmeye alışılmış olan evlilikteki problemler, terapiste gitme konusunda çiftleri engellemektedir. Oysa kalıcı çözüm üretmeyen bu yöntem bazen de problemi daha da kronikleştirmektedir. Eşlerden birinin isteksizliği de terapi sürecini olumsuz etkilemektedir. Eşim terapiste gitmek istemiyor diye mutsuz bir hayata katlanmamalı, eş yada terapist tarafından ikna edilerek çiftler terapi sürecine birlikte alınmalıdır.

Mutluluk bir hedef değil yolculuktur. Bugün için yaşa, buna benzer başka bir yaşamın olmayacak. Yaşam kaliten yaşama yaptığın katkıyla belirlenir. Yaşam kaliteni iyileştirmek için önüne çıkan sorunları temizlemen gerekir

CİNSEL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ

Geçmişten günümüze insan hayatında önemli bir yere sahip olan, zevk, heyecan ve mutluluk kaynağı cinsellik, beraberinde bir takım uyum sorunlarını da getirir. Bu sorunlara bilimin ışığında profesyonel cinsel terapi yöntemleriyle etkin çözümler sunulmaktadır. Cinsel terapi, çiftlerin duygusal ve davranışsal sorunlarını çözerek, ruhen ve bedenen uyumlu olmalarını, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesini ve korunmasını amaçlar.

Cinsellik yemek içmek kadar insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Gerek doğuştan gelen dürtüler nedeniyle hormonların etkisi, gerekse insanın neslini devam ettirmesi, üremesi için olmazsa olmaz bir eylem olduğu için çok önemsenmiş ve önemsenmeye de devam edilecektir. Kısacası insanoğlunun vazgeçilmezlerinden biridir. Bunda rağmen ortada bir paradoks vardır. Çok önemsenen ancak çözümü için çokta çaba gösterilmeyen, yanlış yöntemler kullanılan, yada sorunun bir eksiklik yetersizlik gibi görünüp bastırılması, soruna rağmen sorunsuzmuş gibi davranılması söz konusudur.  Yıllarca çiftlerin ilişkiye girememesi (vajinismus, iktidarsızlık),  yetersiz ve doyumsuz ilişki yaşama(erken boşalma), cinsel uyum sorunları gibi bir çok soruna rağmen bu konuda danışmanlık almak, tedavi görmek yerine bu durumun kabullenilmesi ilişkilerde onarılmaz yaralar açmakta, telafisi zor sonuçlar doğurmakta ve çiftlerin mutsuz bir hayat sürmelerine neden olmaktadır.

Son yıllarda boşanma oranlarının %20 sinin nedeninin cinsel uyum sorunları olduğu, 40 yaş üzerindeki erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70’e kadar çıktığını tespit edilmiştir. Kadın cinsel fonksiyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü söylenmektedir. Örneğin erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken kadında yüzde 43 oranında olduğu yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Yani ortalama her 10 erkek ve kadından 7’si cinsel problemler yaşamaktadır. Tedavi oranına bakıldığında ise çok düşük bir oran gözükmektedir. Çiftler mutsuz ve keyifsiz bir cinsel hayatı adeta çaresizce yaşamaya devam etmektedirler. Sorunlu bir cinsel hayat boşanma, aldatma, evde huzursuzluk, işte verimsizlik, küçük şeyleri büyütme sorun yapma gibi bir çok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.

Oysa birlikteliği heyecanlı ve dinamik tutmak, zevkli ve eğlenceli hale getirmek, hayatı doyasıya yaşamak herkesin hakkı. Nasıl ki fizyolojik bir rahatsızlıkta hiç tereddüt edilmeden doktora gidiliyorsa yaşanan cinsel uyum sorunlarında da vakit kaybetmeden cinsel terapiste başvurulmalıdır.  Kısa sürede kesin sonuçlar alınan cinsel terapiler evlilik hayatını doyasıya yaşanası bir hale getirebilmektedir. Kültürümüzde utanılan, konuşmaktan kaygı duyulan cinsel hayat, önemsiz gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa çift terapilerinde insanlar duygularını, düşüncelerini ifade ettiklerinde hiçte öyle olmadığını anlamaktayız.

Cinsel sorunu olan birçok kişinin mail ve mesaj yoluyla yardım istediklerini görüyoruz. Örneğin: “Sizce cinsel birleşme yaşamak şart mı? Sık sık sevişmek zararlı mı? Eşimin cinsel gücünü azaltmak için ne yapabilirim? Evliliğimiz zarar görmesin diye kendimi zorlamalımıyım?  Sertleşme problemleri yaşıyorum, bu sorundan nasıl kurtulabilirim? 3 yıllık evliyiz ve hâlâ cinsel birleşme yaşamadık ne yapmalıyız? İlişki ona iğrenç bir olay gibi geliyor. Eşim yıllarca beni suçladı. Cinsel ilişki sırasında korku ve sıkıntılarım oluyor. Çocuk sahibi olmak istiyorum. Eşimle bugüne kadar cinsel ilişkiye girmeyi başaramadık. Mastürbasyon erken boşalmaya yol açabilirmi?  İlişkiye girer girmez hemen boşalıyorum, kendimi tutamıyorum. Bende erken boşalma oluyor ilerde çocuk sahibi olamaya engel mi? İlk başlarda eşime karşı olan cinsel ilgim zamanla azalmaya başladı. Eşimi seviyorum ama o artık onun beni sevmediğini düşünüyorum, Korkudan hiç birşey yapamıyorum.” gibi…

Başlıca Cinsel Sorunlar:

  • ​Vajinismus
  • Erken Boşalma
  • Cinsel İsteksizlik (Cinsel Soğukluk – Frigidity)
  • Cinsel İlişkiden Tiksinme 
  • Kadınlarda Cinsel Uyarılma Bozukluğu
  • Erkeklerde Cinsel Doyumsuzluk (Satiriasis)
  • Kadınlarda Cinsel Doyumsuzluk (Nemfomani)
  • Cinsel İlişki Bağımlılığı
  • İlişki Sonrası Sıkıntısı
  • İktidarsızlık
  • Cinsel Ağrı Bozukluğu (Ağrılı Cinsel Birleşme – Disparoni)
  • Erkekte Orgazm Bozukluğu
  • Kadında Orgazm Bozukluğu

ERKEN BOŞALMA KORKUSU

Erkeklerin 3 büyük korkusu vardır. Bunlar; (1) “ya penisim sertleşmezse”, (2) “ya önsevişme sırasında vajina içine girmeden penisim inerse” ve (3) “ya partnerim boşalmadan erken boşalırsam” şeklindedir. Ancak ön sevişmeyi boşalmadan uzun süre sürdürebilen bir erkek, vajinal ilişkiyi de o kadar süre devam ettirebilir. Ayrıca konuşma, araba kullanma, yemek yeme gibi günlük davranışlar cinsel yaşamla çok yakından ilgilidir. Bir cinsel terapist olarak ortak rahatsızlıkları olan insanların ortak özellikler sergilediklerini gözlemledim. Mesela erken boşalıp da yavaş araba kullanan ya da yemeğini yavaş yiyen bir erkek görmedim. Bunlar son derece ciddi ve yaygın meseleler. Örneğin genellikle geçmiş cinsel travma öyküleri olan erken boşalan erkekler; boşalma için aceleci olurlar, geçmiş cinsel performanslarından utanç duyarlar, partnerlerinin yaşanan cinsellikten haz almadığı endişesi içindedirler, duyulara ve dokunmanın verdiği hazza odaklanamazlar, cinsel açıdan deneyimsizdirler ve cinsel açıdan kendilerine güvenmezler ve cesaretleri eksiktir.

ORTAK ÖZELLİKLERErken boşalan erkeklerin ortak özellikleri vardır. Bunlar; hızlı yemek yerler, hızlı araba kullanırlar, hızlı konuşurlar, her konuda aceleci ve sabırsız davranırlar, çabuk sinirlenirler, stresli ve gergindirler, kontrolsüz davranışları vardır, ya çok çabuk güvenirler ya da güven duymada zorlanırlar, kaygılı ruh halleri vardır, çocukluklarında babalarıyla sorunları vardır, çocukluklarında yataklarını ıslatmışlardır, genellikle eğitim düzeyleri yüksektir, A tipi kişilik yapısına sahiptirler. Yani rekabetçi, sosyal alanda ve mesleğinde hırslı, sabırsız, aynı anda birkaç iş yapmayı seven, insanlara ve olaylara çabuk sinirlenen, onaylanmayı bekleyen, sorunlu bir dinlenme tarzı olan, daima telaşlı, vb. özellikleri vardır. Eğer erkek bu özelliklerini kontrol edemezse yatakta boşalmasını kontrol etmesi de çok zordur. Çünkü erken boşalma erkeğin hayata karşı bir duruşu, varoluş şekli de olabilir.

FARKINDALIKLI SEKS

Benzerlerinden üstün anlamına gelen farkındalık(aşkın) “kendini aşma “olarak tanımlanır. Farkındalıklıcinsellikte tıpkı aşkta olduğu gibi başka bir aleme geçme durumu vardır. Bu nedenle farkındalıklı (aşkın)seks hayatın sırrı olarak görülebilir. 

PEKİ SEKS YAPMAK NEDİR?

-rahatlamış ve gevşemiş bir halde,

-sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza ve hissetmeye odaklanarak,

-herhangi bir performans hedefi koymadan ,

-zamandan koparak,

-yavaş, ritmik ve uyumlu bir şekilde salınarak,

-haz alıp haz verebilme ,

-ruhu ve bedeni armağan gibi paylaşabilme, 

-kimseyi tatmin etme zorlantısı olmadan,

-ne olursa olsun bir şekilde boşalıp,orgazm olabilme”BİLİM ve SANATI”dır. 

Farkındalıklı seks sürecinde erkeğin kadını mutlu etmesinin ve manevi boşalmasını sağlayabilmesinin en iyiyolları nelerdir?

1. AŞKLA DOKUNMAK

2. İLGİYLE DİNLEMEK

3. BİRLİKTE KALİTELİ VAKİT GEÇİRMEK

4. ONU HAYATININ MERKEZİNE ALMAK VE BİRİCİK KILMAK

5.ROMANTİZM SUNMAK

6. AŞKLA ARZULAMAK

7. DÜZENLİ VE GÜVENLİ BİR YAŞAM SUNMAK

Farkındalıklı seks sürecinde kadının erkeği mutlu en iyi yolları nelerdir?

1. YAPTIKLARINI VE BAŞARILARINI FARK EDİP TAKDİR ETMEK

2. PERFORMANSINI ÖVEREK ERKEKLİĞİİNİ ONAYLAMAK

3. VARLIĞINA VE SUNDUKLARINA İHTİYAÇ DUMAK

4. EROTİZM SUNMAK

5. AŞKLA HİZMET DAVRANIŞLARINDA BULUNMAK

6.MUTLU ETMEYİ BAŞARDIĞINI ONA GÜLÜMSEYEREK GÖSTERMEK

7.YALNIZ KALMA İHTİACINA SAYGI GÖSTERMEK