Erkeklerin Evlilikten Beklentileri

İlk gördüğünde hayran kaldığı, etkilendiği güzelliğe sahip olma, elde etme arzusu heyecan verir erkeğe. Tanıdıkça bağlanır, bağlandıkça sahiplenir. Sahip olduğu değerlidir onun için. Emek vermiştir, umutlar büyütmüştür. Tamamen elde ettiğini hissettiğinde, baştaki anlayışlı fedakar insan gider, yerini isteklerinin koşulsuz yerine getirilmesini isteyen, partnerini uzantısı gibi gören bir yapı çıkar ortaya.

İlişkilerde kadın ve erkek farklılıklarını, iki ayrı birey olduklarını kabul edip, birbirlerinden yakıt ikmali yapmak için nitelikli paylaşımlarda bulunduklarında, birbirlerinin ihtiyacına göre davrandıklarında, anlayıp anlaşıldıklarında, iyi iletişim kurabildiklerinde, yaşanan sorunlara çözüm odaklı yaklaştıklarında, birbirlerini üzmek yerine mutlu etmeye çalıştıklarında daha sağlam, huzurlu, mutlu ve keyifli bir birliktelikleri olur.

Erkekler için başarılı, yetenekli ve yeterli olmak, değerli ve güçlü olmak çok önemlidir. O ormanın kralıdır, ASLAN’dır. Aslan gibi muamele görmek, aslan olduğunu hissetmek, hissettirilmek ister. Güçsüzlük, acizlik, başarısızlık, yetersizlik dayanamayacağı, tahammül edemeyeceği duygulardır. Anneleri erkekleri pamuklara sararak büyüttükleri, onlara prens muamelesi yaptıkları, bir dediklerini ikiletmedikleri için eşlerinden de benzer yaklaşım sergilemelerini isterler. Her ne kadar bu doğru olmasa da.  Erkek olmanın yüklediği biyolojik ve kültürel roller gereği bazı beklentiler yadsınamaz.

Aşkın, sevginin yanında olmazsa olmazlar vardır.

Güven: En ilkel çağlardan bu yana erkek mağarasını koruyan, avlanan, eşi ve çocuğunun ihtiyaçlarını gideren biri olarak kendisine güvenilmesini ister. Her türlü zor durumla baş edebileceğini, eşini ve çocuklarını koruyabileceğinin, ihtiyaçlarını giderebileceğinin bilinmesini, hissedilmesini ister.  Güven duyulması, sadakat ve samimiyet, güçlü ve değerli hissettirir, onu daha ilgili bir eş yapar. Eşinin “kahramanı” olmak sevgi ve şefkatini artırır.

Kabul görme: Onun kararlarının, öneminin onaylanması, saygı duyulması, baş tacı edilmesi en önemli gereksinimlerindendir. Her ne yaparsa desteklenmek ister.

Beğeni: Yürüyüşü, bakışı, karizmatik duruşu, ile hayranlıkları üzerinde toplamak ister. Eşinden iltifatlar duymaya, poh pohlanmaya ihtiyacı vardır.

Cinsellik: Cinsel konularda beklentileri daha fazladır. Partnerinin bakımlı olması, onu etkileyen kıyafetler giymesi, işve, cilve yapmasını bekler. Özellikle ilişkide partnerini  tatmin edebildiğini görmek ve duymak ister. Cinsellik gücünü gösterebildiği bir platformdur.

Düzen: Yaşam alanının düzenli olması, giysilerinin özenli bir şekilde temizlenmiş, ütülenmiş, katlanmış olmasını bekler. Evdeki düzeni, adeta kendisine verilen önemin bir göstergesi olarak görür.

Huzur:  Sakinliği ve dinğinliği tercih eder. Çok konuşulması, gürültü yapılması, “dır dır edilmesi” tahammül edemeyeceği şeylerdir. Eşi ve çocukları da olsa bu tarz davranışları hoş görmekte zorlanır. Kadının gülümseyen yüzünden alır enerjisini, asık surattan hoşlanmaz.

Özgürlük: O istediği zaman istediği gibi hareket edebilmeli, kısıtlanmamalıdır. Özgürlüğünü kısıtlayacak her yaklaşım boğulma, işgal ve tutsaklık hissettirir ve kaçma eğilimi gösterir. Aslanı kafese kapatmaya çalışmamalıdır. O aslan olduğu sürece kıymetlidir.

Bakım, güzellik: Erkeklerin dış görünüşe önem verdiği aşikardır. Güzel ve bakımlı birini yanında taşımak onu onure eder. Bundan mutluluk duyar. Eşinin kendisi için özen göstermesi önemli hissettirir, aksi durum onda değersizlik duygularını aktive eder.

Netlik: Erkekler daha sonuç odaklı ve mantıklı özelliklerinden dolayı her zaman laf kalabalığı yerine açık ve net ifadelerden hoşlanır. Onların anlaması için her şeyin soyut ifadelerle değil, somut şekilde anlatılması gerekir.  “Senden ilgi bekliyorum” yerine “bana sarılman hoşuma gidiyor” gibi.

Anlayış: Onun her yaptığı önemlidir. İşten geç geliyorsa, arkadaşlarıyla görüşüyorsa, dinleniyorsa kısacası her yaptığı davranışın önemli bir nedeni vardır ve sorgulanmamalıdır, anlayış gösterilmelidir.

Çocuk: Kendisine benzeyen, kendi kanını taşıyan, istediği gibi yetiştirebileceği bir çocuğunun olmasını ister. Gelecek için kendisinden bir parça bırakmak, neslinin devamlılığının sağlanması gerekir.

Arkadaşlık: Bir çok konuda konuşabileceği, düşüncelerini paylaşabileceği, birlikte eğlenebileceği bir partnerin olması onu gururlandırır. Ortak yapılan aktiviteler her iki eş içinde enerji verici, ilişkiyi güçlendirici rol oynar.

Akıl ve güç: Özünde avcı olan erkeklerin zor olana sahip olma içgüdüleri fazladır. Hiçbir avcı karşısında duran kendisine bakan bir avı avlamaktan keyif almaz. Av onu zorlamalı, heyecan vermeli, peşinden koşmalı, sonunda elde etmenin zevkini yaşamalıdır. Erkekler akıllı, güçlü ve kontrol edebileceği kadınlardan çok etkilenir, sahip olmak ister. Ancak kontrol edemeyeceği güçlü kadınlardan uzaklaşma eğilimi gösterirler.

İlgi: Anneleri gibi kendilerine bakım verilmesi, ilgi ve şefkat gösterilmesi zaman zaman erkeklerin ihtiyaç duyduğu, etkilendiği özelliklerdir. Bunun sürekli olması rol karmaşası meydana getirerek ilişkiyi olumsuz etkileyeceği de unutulmamalıdır

Kadınların Evlilikten Beklentileri

Aşk, duyguların bütün sistemi ele geçirdiği, mantığın devre dışı kaldığı, ayakların yerden kesildiği, büyülü, etkileyici, heyecanlı muhteşem bir duygudur. Bu efsunlu duyguların ömür boyu süreceğini, hiç bitmeyeceğini düşünürüz ancak bir süre sonra hayatın gerçekleri kendini hissettirmeye başlayınca erkeklerin kadınlardan, kadınların erkeklerden beklentileri gün yüzüne çıkar.  Yaratılış itibariyle farklı olan iki cinsin beklentileri de farklıdır. Bazı ortak beklentiler olsa da temelde farklılıklar çok daha fazladır.

İlişkilerde “önemli olan aşk” dense de sadece aşkın yetmediği bir gerçektir. Bir çok ilişkide aşk, en fazla iki, üç yıl sürer.  Tutku ve heyecan,  daha köklü duygular olan, sevgi, saygı, anlayış, bağlılık ve güvenle beslenirse uzun sürebilir. Ya da ilişki “biz birbirimize göre değilmişiz”, “biz anlaşamıyoruz”, “sana karşı artık bir şey hissetmiyorum”, “artık eskisi gibi değilsin” v.b. cümlelerle son bulur. Zaman içerisinde sorunlar arttıkça paylaşım azalır, iletişim kopar, güvensizlik artar, reddedilme, bastırılma, öfke, kırgınlık çoğalır.

Kadınlar erkelerden çok daha duygusal ve naif oldukları için beklentileri de erkeklerden farklılık gösterir. İlişki, birliktelik, uyum ve sevgi dolu paylaşımlar onlar için vazgeçilmezdir. İhtiyaçları olan ilgi ve sevgi olmazsa olmazlarıdır. Sonuç değil süreç odaklıdırlar. Anı dolu dolu yaşamak, kaynaşmak, konuşmak isterler. Sevildiğini iliklerine kadar hissetmek ister bunun için de, erkeklerin davranışlarıyla ve sözleriyle sürekli, bıkmadan göstermesi gerekir. Sezgileri güçlüdür. Çoğunlukla da sezgileriyle hareket etme eğilimindedirler. Erkeklerin sonuç odaklı ve düz mantık yaklaşımları çoğu zaman sinir eder onları. Peki en çok ne ister kadınlar?

Güven: Kadın, başını omzuna yasladığında iyi hissedecek,  kendini bütün olumsuz durumlara karşı koruyabilecek,  dürüst ve samimi bir erkek ister. Çünkü o güzeldir, zariftir, naiftir. Yalan, sadakatsizlik, yüzeysellik onu soğutur, uzaklaştırır. Erkeğin başarısı ve gücünden büyülenir. Çünkü  onu daha da güvende hissettirir.

İlgi:  Elinin tutulması, sarılması partnerinin sıkıca, nazik davranması ona, düşünmesi, duyarlı olması, işlerini kolaylaştırması, bazı konularda yardımcı olması mutlu eder kadını. İlgi kadının sevgisini, aşkını ortaya çıkaran, canlı tutan çok önemli bir ihtiyacıdır. İlgi olduğu sürece erkeğin yörüngesinde kalır, yanında olur. İlgisiz kaldığında hırçınlaşır, uzaklaşır.

İletişim: Her duygu düşüncesini coşkuyla paylaşmak, konuşmak ister kadın. İletişim ona önem verildiğinin, sevildiğinin, değerli olduğunun onaylanmasıdır adeta. Güzel sözler duymak, sevildiğini duymak istediği gibi bir sorun olduğunda da hemen konuşup çözmek ister. Sabrı yoktur bu konuda. Nedenini, nasılını anlamak ister. Duydukları hoşuna gitmese de ötelemek istemez konuşmayı.

Cinsellik: Kaynaşma ve yakınlaşmanın en üst noktasıdır cinsel birliktelik kadın için. Duygu çok daha ön plandadır. Bakışlarda arzulandığını, beğenildiğini hissetmek, dokunuşlarda erkeğinin gücünü fark etmek, fısıltılarda başka diyarlara uçmak ister. Cinsellik ilişkiyi güçlendirir, her konuda yakınlığı artırır.

Çocuk: Anaç duygularını gösterebileceği, sevgisini, şefkatini gürül gürül akıtabileceği bir varlıktır çocuk kadın için. Ömür boyu ilişkisinin kopmayacağını garantilediği tek sevgi nesnesidir. Bedeninde var etmek, büyütmek, dünyaya getirmek, yetiştirmek sonsuz  bir doyum verir ona.

Şefkat: Erkeğin gücüne, kabalığına rağmen nadide bir çiçeğe dokunur gibi dokunması, okşaması huzur verir, sevildiğini hissettirir. Sarılmak, bir kadını güçlü yapar, iyi hissettirir.

Anlayış: İki farklı dünyanın birbirini anlaması her ne kadar zor olsa da, özellikle daha çok mantığı ile hareket eden, daha bencil olan erkeğin; kadının iç dünyasında neler olup bittiğini anlamaya çalışması, onun duygusal ihtiyaçlarını görmesi, anlattıklarını dinlemesi “seni önemsiyorum” mesajı verir.

Paylaşım: Paylaştıkça mutlu olur kadın, sevildikçe sever, ruhu okşandıkça geyşası olur erkeğinin. Zamanı, mekanı, hayatı, iyi ve kötü tüm anları paylaşmak ister kadın. Paylaştıkça var olur, var oldukça yar olur. Enerjisini, gücünü, paylaşımdan alır. Paylaşım sözlü de olabilir sözsüzde. Bir koltukta uzanıp birlikte sessizce film de izlemekten keyif alır. Yeni yerler keşfetmek, birlikte yürümek, birlikte ağlamak, gülmekten de.

Heyecan:  Kadınlar duygularını daha yoğun yaşar. Arzuyu, tutkuyu hissetmek ister partnerinin gözlerinde. Sevildiğini, istendiğini hisseder o zaman. Var olduğunu, canlılığını fark eder. Dolu dolu yaşar her anı o yüzden. Sürprizler yapmak, beklenmedik anda onu şaşırtmak gerekir.

Uyum: Birlikte senkronize hareket etmekte önemlidir, ortak zevkler de kadın için. Hatta uyumlu giyinmekte.

Saygı: Kadınlığına, kişiliğine, özelliklerine, anneliğine, zevklerine saygı duyulsun, anlaşılsın, onaylansın, görülsün ister. Hanımefendi gibi muamele görmek içindeki asaleti ortaya çıkarır.Netlik:  Her ne kadar sürprizlerden hoşlansa da kadın, karşılaşacağı zorluklar korkuttuğu için bilmek ister neler olacağını, neler düşünüldüğünü, planlandığını. İstekleri, hayalleri ile ilgili muallak ifadeler rahatsız eder onu. Birkaç yıl sonrada olsa kesin ne olacağını duymak ister. Açık açık konuşmak ister her şeyi. Üstü kapatılsın istemez sorunların.

Cinsel Terapi



CİNSEL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ
Geçmişten günümüze insan hayatında önemli bir yere sahip olan, zevk, heyecan ve mutluluk kaynağı cinsellik, beraberinde bir takım uyum sorunlarını da getirir. Bu sorunlara bilimin ışığında profesyonel cinsel terapi yöntemleriyle etkin çözümler sunulmaktadır. Cinsel terapi, çiftlerin duygusal ve davranışsal sorunlarını çözerek, ruhen ve bedenen uyumlu olmalarını, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesini ve korunmasını amaçlar.
Cinsellik yemek içmek kadar insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Gerek doğuştan gelen dürtüler nedeniyle hormonların etkisi, gerekse insanın neslini devam ettirmesi, üremesi için olmazsa olmaz bir eylem olduğu için çok önemsenmiş ve önemsenmeye de devam edilecektir. Kısacası insanoğlunun vazgeçilmezlerinden biridir. Bunda rağmen ortada bir paradoks vardır. Çok önemsenen ancak çözümü için çokta çaba gösterilmeyen, yanlış yöntemler kullanılan, yada sorunun bir eksiklik yetersizlik gibi görünüp bastırılması, soruna rağmen sorunsuzmuş gibi davranılması söz konusudur. Yıllarca çiftlerin ilişkiye girememesi (vajinismus, iktidarsızlık), yetersiz ve doyumsuz ilişki yaşama(erken boşalma), cinsel uyum sorunları gibi bir çok soruna rağmen bu konuda danışmanlık almak, tedavi görmek yerine bu durumun kabullenilmesi ilişkilerde onarılmaz yaralar açmakta, telafisi zor sonuçlar doğurmakta ve çiftlerin mutsuz bir hayat sürmelerine neden olmaktadır.
Son yıllarda boşanma oranlarının %20 sinin nedeninin cinsel uyum sorunları olduğu, 40 yaş üzerindeki erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70’e kadar çıktığını tespit edilmiştir. Kadın cinsel fonksiyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü söylenmektedir. Örneğin erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken kadında yüzde 43 oranında olduğu yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Yani ortalama her 10 erkek ve kadından 7’si cinsel problemler yaşamaktadır. Tedavi oranına bakıldığında ise çok düşük bir oran gözükmektedir. Çiftler mutsuz ve keyifsiz bir cinsel hayatı adeta çaresizce yaşamaya devam etmektedirler. Sorunlu bir cinsel hayat boşanma, aldatma, evde huzursuzluk, işte verimsizlik, küçük şeyleri büyütme sorun yapma gibi bir çok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.
Oysa birlikteliği heyecanlı ve dinamik tutmak, zevkli ve eğlenceli hale getirmek, hayatı doyasıya yaşamak herkesin hakkı. Nasıl ki fizyolojik bir rahatsızlıkta hiç tereddüt edilmeden doktora gidiliyorsa yaşanan cinsel uyum sorunlarında da vakit kaybetmeden cinsel terapiste başvurulmalıdır. Kısa sürede kesin sonuçlar alınan cinsel terapiler evlilik hayatını doyasıya yaşanası bir hale getirebilmektedir. Kültürümüzde utanılan, konuşmaktan kaygı duyulan cinsel hayat, önemsiz gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa çift terapilerinde insanlar duygularını, düşüncelerini ifade ettiklerinde hiçte öyle olmadığını anlamaktayız.
Cinsel sorunu olan birçok kişinin mail ve mesaj yoluyla yardım istediklerini görüyoruz. Örneğin: “Sizce cinsel birleşme yaşamak şart mı? Sık sık sevişmek zararlı mı? Eşimin cinsel gücünü azaltmak için ne yapabilirim? Evliliğimiz zarar görmesin diye kendimi zorlamalımıyım? Sertleşme problemleri yaşıyorum, bu sorundan nasıl kurtulabilirim? 3 yıllık evliyiz ve hâlâ cinsel birleşme yaşamadık ne yapmalıyız? İlişki ona iğrenç bir olay gibi geliyor. Eşim yıllarca beni suçladı. Cinsel ilişki sırasında korku ve sıkıntılarım oluyor. Çocuk sahibi olmak istiyorum. Eşimle bugüne kadar cinsel ilişkiye girmeyi başaramadık. Mastürbasyon erken boşalmaya yol açabilirmi? İlişkiye girer girmez hemen boşalıyorum, kendimi tutamıyorum. Bende erken boşalma oluyor ilerde çocuk sahibi olamaya engel mi? İlk başlarda eşime karşı olan cinsel ilgim zamanla azalmaya başladı. Eşimi seviyorum ama o artık onun beni sevmediğini düşünüyorum, Korkudan hiç birşey yapamıyorum.” gib

Cinsel Takıntılar ve Kurtulma Yollları

Takıntılar (obsesyonlar), istem dışı akla gelen, kişiyi rahatsız eden, tekrarlayıcı ve zorlayıcı düşünceler, duygu veya dürtülerdir. Kişi çoğunlukla obsesyonunun mantıksız olduğunun farkındadır ancak yine de zihninden atmakta zorlanır. Çoğunlukla takıntılara kompülsiyon(zorlantı) dediğimiz bazı davranışlar eşlik eder. Kompülsiyonlar, kişinin takıntısından kaynaklanan sıkıntıyı gidermek için ona istinaden yaptığı veya yapmak zorunda hissettiği tekrarlayan davranışlar veya düşüncelerdir. Bu nedenle hastalık obsesif-kompülsif bozukluk olarak tanınır. Ülkemizde 2 milyon kişinin obsesif kompulsif bozukluğa (OKB) sahip olduğu belirtiliyor. Toplumda görülme sıklığı %4-5 olsa da, İstanbul da bu oran %7-8 (yaklaşık 250 bin kişi) olarak açıklanıyor.

Takıntılar

En çok rastlanan obsesyon bulaşma (herhangi bir hastalık veya tiksinilen bir nesneye temas vb.) ve bundan dolayı ortaya çıkan temizlenme kompülsiyonudur. Aşırı el yıkama bazen derinin tamamen tahrip olmasına dahi yol açabilir; kişi günün büyük bir kısmını yıkanarak veya bulaşma korkusuyla dışarı çıkmayıp kendini izole ederek evde geçirebilir. Sıklıkla rastlanılan bir diğer takıntı şüphe (ocak açık mı?, kapı kilitli mi?, her şey yerli yerinde mi? hata yaptım mı?) dir. Bu şüpheler ise kontrol kompülsiyonuyla beraberdir. Örneğin kapının kilitli olup olmadığını kontrol etmek için defalarca eve geri dönülebilir, ışığın açık kalıp kalmadığını kontrol için defalarca yataktan kalkılabilir veya verilen bir işi hatasız yapıp yapmadığından emin olmak adına aynı yazı yüzlerce kez kontrol edilebilir, bazı sözlerin söylendiğinden emin olana kadar defalarca tekrar edilebilir. Bunların dışında birçok obsesyon olabilir, örneğin cinsel, dini takıntılar (günahkar mıyım, değil miyim?), kötülük veya kötü bir şey yapacağından korkma takıntısı, kontrolü kaybedebileceğinden korkma, her şeyin yerli yerinde ve düzgün(simetrik) olması takıntıları da sık görülen takıntılardandır.

Takıntılı kişilerde evlilik oranları daha düşüktür ve bu kişilerin sürekli ilişki kurmada yaşadıkları güçlükler, cinsel deneyimlerinin kısıtlı olmasına neden olmakta ve cinsel doyumsuzluk yaşamaktadırlar.

Cinsel Sorunların Çözümü

Geçmişten günümüze insan hayatında önemli bir yere sahip olan, zevk, heyecan ve mutluluk kaynağı cinsellik, beraberinde bir takım uyum sorunlarını da getirir. Bu sorunlara bilimin ışığında profesyonel cinsel terapi yöntemleriyle etkin çözümler sunulmaktadır. Cinsel terapi, çiftlerin duygusal ve davranışsal sorunlarını çözerek, ruhen ve bedenen uyumlu olmalarını, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesini ve korunmasını amaçlar.

Cinsellik yemek içmek kadar insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Gerek doğuştan gelen dürtüler nedeniyle hormonların etkisi, gerekse insanın neslini devam ettirmesi, üremesi için olmazsa olmaz bir eylem olduğu için çok önemsenmiş ve önemsenmeye de devam edilecektir. Kısacası insanoğlunun vazgeçilmezlerinden biridir. Bunda rağmen ortada bir paradoks vardır. Çok önemsenen ancak çözümü için çokta çaba gösterilmeyen, yanlış yöntemler kullanılan, yada sorunun bir eksiklik yetersizlik gibi görünüp bastırılması, soruna rağmen sorunsuzmuş gibi davranılması söz konusudur.  Yıllarca çiftlerin ilişkiye girememesi (vajinismus, iktidarsızlık),  yetersiz ve doyumsuz ilişki yaşama(erken boşalma), cinsel uyum sorunları gibi bir çok soruna rağmen bu konuda danışmanlık almak, tedavi görmek yerine bu durumun kabullenilmesi ilişkilerde onarılmaz yaralar açmakta, telafisi zor sonuçlar doğurmakta ve çiftlerin mutsuz bir hayat sürmelerine neden olmaktadır.

Son yıllarda boşanma oranlarının %20 sinin nedeninin cinsel uyum sorunları olduğu, 40 yaş üzerindeki erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70’e kadar çıktığını tespit edilmiştir. Kadın cinsel fonksiyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü söylenmektedir. Örneğin erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken kadında yüzde 43 oranında olduğu yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Yani ortalama her 10 erkek ve kadından 7’si cinsel problemler yaşamaktadır. Tedavi oranına bakıldığında ise çok düşük bir oran gözükmektedir. Çiftler mutsuz ve keyifsiz bir cinsel hayatı adeta çaresizce yaşamaya devam etmektedirler. Sorunlu bir cinsel hayat boşanma, aldatma, evde huzursuzluk, işte verimsizlik, küçük şeyleri büyütme sorun yapma gibi bir çok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.

Oysa birlikteliği heyecanlı ve dinamik tutmak, zevkli ve eğlenceli hale getirmek, hayatı doyasıya yaşamak herkesin hakkı. Nasıl ki fizyolojik bir rahatsızlıkta hiç tereddüt edilmeden doktora gidiliyorsa yaşanan cinsel uyum sorunlarında da vakit kaybetmeden cinsel terapiste başvurulmalıdır.  Kısa sürede kesin sonuçlar alınan cinsel terapiler evlilik hayatını doyasıya yaşanası bir hale getirebilmektedir. Kültürümüzde utanılan, konuşmaktan kaygı duyulan cinsel hayat, önemsiz gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa çift terapilerinde insanlar duygularını, düşüncelerini ifade ettiklerinde hiçte öyle olmadığını anlamaktayız.

Cinsel sorunu olan birçok kişinin mail ve mesaj yoluyla yardım istediklerini görüyoruz. Örneğin: “Sizce cinsel birleşme yaşamak şart mı? Sık sık sevişmek zararlı mı? Eşimin cinsel gücünü azaltmak için ne yapabilirim? Evliliğimiz zarar görmesin diye kendimi zorlamalımıyım?  Sertleşme problemleri yaşıyorum, bu sorundan nasıl kurtulabilirim? 3 yıllık evliyiz ve hâlâ cinsel birleşme yaşamadık ne yapmalıyız? İlişki ona iğrenç bir olay gibi geliyor. Eşim yıllarca beni suçladı. Cinsel ilişki sırasında korku ve sıkıntılarım oluyor. Çocuk sahibi olmak istiyorum. Eşimle bugüne kadar cinsel ilişkiye girmeyi başaramadık. Mastürbasyon erken boşalmaya yol açabilirmi?  İlişkiye girer girmez hemen boşalıyorum, kendimi tutamıyorum. Bende erken boşalma oluyor ilerde çocuk sahibi olamaya engel mi? İlk başlarda eşime karşı olan cinsel ilgim zamanla azalmaya başladı. Eşimi seviyorum ama o artık onun beni sevmediğini düşünüyorum, Korkudan hiç birşey yapamıyorum.” gibi…

CİNSEL İSTEKSİZLİK

Azalmış cinsel istek bozukluğu kişinin yaşı ve yaşam koşulları dikkate alınarak, sürekli olarak ya da tekrarlayıcı bir biçimde cinsel fantezi ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması ya da hiç olmaması seklinde tanımlanmaktadır. Toplumda her 10 erkekten 4’ünde görülür.

Azalmış cinsel istek bozukluğu cinsel yaşamın tümüne yayılmış olabilir ya da bazı durumlarla ilgili olabilir. Mesela hasta eşiyle cinsel yakınlık isteği duymamasına karşın mastürbasyon yapabilir ya da erotik filmler izleyebilir. Çoğunlukla cinsel etkinliği başlatmaz ya da eşi tarafından başlatıldığı zaman görev gibi kabul edip gönülsüzce eşine katılabilir. Cinsel yaşantı sıklığı çoğu zaman düşük olsa bile, eşten gelen talepler ya da fiziksel yakınlık veya samimiyet için cinsel ilişki sıklığı azalmamış olabilir. Cinsel isteğin azalmış olması uyarılma ve boşalma zorluklarına neden olabilir. Bazıları istekleri azalmış olduğundan sevişme sırasında konsantrasyonlarını kaybedip sertleşmeleri bozulabilir ya da boşalmaya ulaşmadan cinsel ilişkiyi bitirebilirler. Bazen cinsel ilgi ve istek azlığı dolayısıyla ortaya çıkan sertleşme zorlukları yanlışlıkla sertleşme bozukluğu olarak değerlendirilip tedavi edilmeye çalışılabilir. Cinsel isteksizlik erişkinliğin başından beri olabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilir. Başlangıçta normal bir cinsel isteğin bulunduğu uzun bir dönemin olması tedaviye daha iyi yanıt olabileceği anlamına gelebilir.

Ergenliğin başından beri olan cinsel isteksizlikte ise çoğunlukla daha ciddi etkenler söz konusudur. Erkekte cinsel isteksizlik çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilir. Nedenleri biyolojik ve psikolojik olarak ikiye ayırabiliriz. Tüm kronik hastalıklar, böbrek üstü bezlerinin fazla ya da az çalışması, cinsellik hormonlarının azlığı, tiroid hormonlarının azlığı ya da artışı, epilepsi, beyin kanamaları gibi rahatsızlıklar cinsel ilgiyi azaltabilirler. Ancak cinsel hormonların az olması cinsel isteği azaltabilirken, fazla olması isteği arttırmaz.

Başta depresyon ilaçları, lityum, bazı tansiyon ilaçları, psikoz tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar olmak üzere çok sayıda ilaç cinsel isteği azaltabilmektedir.

Cinsel işlev bozuklukları arasında DSM-IV tanı kriterlerinde, tanımlamasında en çok sıkıntı çekilen bozukluk, cinsel istek bozukluklarıdır. Bunun en temel nedenlerinden birisi, cinsel ilişkide bulunmanın kişi tarafından ne kadar sıklıkla istenmesi gerektiğine dair bir tanımlama yapılamamasıdır. Azalmış cinsel istek bozukluğu, içinde yaşanılan dönem ve kültürden de etkilenmektedir. Çünkü içinde yaşanılan dönem ve kültür, kişinin cinselliğine ilişkin beklentilerini etkilemekte, dolayısı ile döneme ve kültüre bağlı olarak farklılıklar görülebilmektedir. Elde edilen veriler, cinsel istekte azalma tanısının konulmasında, kişinin duruma özgü öznel değerlendirmelerinin önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir Azalmış cinsel istek bozukluğunu değerlendirirken kültürel, sosyal, dini, psikolojik ve bedensel faktörlerin ele alınması büyük bir öneme sahiptir.

YAKIN İLİŞKİLERİN ÖMRÜ SAĞLIKLI CİNSELLİKLE UZAR

Yakın ilişkilerde partner seçiminde her birey açısından farklı kriterler bulunabilir ama cinsel çekicilik genellikle bu kriterlerin en başında yer alır. Kadın-erkek ilişkisinin olmazsa olmazı olan cinselliğin ilişkilerin sürüp sürmemesindeki etkisi, kadın-erkek arasındaki diğer kriterlerin etkisinden çok daha fazladır. İşte bu cinsel kriterlerin dayandığı ve yakın ilişkilerin ömrünü uzatacak 10 sır: Cinsel istek ve isteksizlik genetik olabilir… Cinsel dürtüler insanda doğuştan vardır ve öğrenme yoluyla sonradan gelişebilir. Ancak cinsel dürtülerin genetik kodlarının olma ihtimali de yüksektir… Sevişmek her zaman, seks zaman zaman yapılmalıdır… Dokunmaların çok olduğu bir cinsel yaşamda heyecana yer verildiği için cinsel istek zamanla artar ve doyurucu bir cinsel yaşamın ortaya çıkar. Ayrıca aşkın, sevginin, tutkunun ve arzunun belirtisi olan öpüşme çiftlerin boşanma olasılığını en aza indiren cinsel yakınlaşmaların başında gelir… Nezaket cinsel tutkunun düşmanı olabilir… Günlük yaşamda çok olumlu bir davranış olan nezaket, bazen yatak odasında tutkunun düşmanı olabilir. Çiftler nezaketi ilişkilerinde korumaya devam ederken, yatak odalarına alma konusunda dikkatli olmalıdırlar. Çünkü cinselliğin doğal ve içten geldiği gibi yaşanması gerekir, nazik olma endişesi bazen cinsel tutkunun ve doğallığın düşmanı olabilir. Ancak yatak odasından nezaketi çıkarırken yerine kabalığın geçmemesine de dikkat edilmesi gerekir… Cinsel fantezi ayıp değil, yararlıdır… Uzun süreli ilişkilerde cinsel yaşam zamanla monotonlaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Bu nedenle tutkulu bir cinsel yaşamda cinsel fanteziler önemli bir yer tutar. Kişinin hayal gücünün ürünü olan cinsel fantezilerin karşılıklı istekle partnerle paylaşılması cinsel hayata renk katabilir… Sabah seksi mutlu bir günün anahtarı olabilir… Sabah dinlenmiş vücut ve zihinle sekse odaklanmak diğer zamanlara göre daha kolay olabilir. Seks, mutluluk hormonu olarak bilinen endorfinin daha fazla salgılanmasını sağlar. Böylece sabah seksi güne mutlu başlamayı garantileyebilir… Orta yaş ve üstü cinsellikte zirvede olunan yaşlardır… Cinselliği gençlikle bağdaştıran yanlış algılayışın değiştirilmesi gerekir. Gerçekte orta yaş ve üstü cinselliğin zirvesinde olduğu yaşlardır. Erkekler ve kadınların ilerleyen yaşlarında ulaştıkları duygusal olgunluk birbirleriyle daha nitelikli yakın ilişkiler kurmalarını sağlar. Kadın-erkek ilişkisinin niteliğinin artması yaşayacakları cinselliğin de daha nitelikli olması anlamına gelir. Diğer bir ifadeyle ilerleyen yaşlar kadın ve erkeğin aşkın seksi deneyimleyebilecekleri yaşlardır. Aşkın seks, cinselliği cinsel mitlere inanmadan, cinselliği ayıp, günah ve suç olarak düşünmeden yaşamaktır… Cinsel yaşam ara sıra duraklama dönemine girebilir… Özellikle uzun süreli ilişkilerde, cinsel yaşam, iş yoğunluğu, günlük hayat stresi, iklim geçişleri, doğum ve ölümler, çocuklar, aile içi kaygılar gibi nedenlerden dolayı duraklama dönemine girebilir ve bu durum doğaldır. Bu gibi dönemlerde partnerler birbirlerine anlayış ve hoşgörüyle yaklaşabilmelidir. Hatta verilen aradan sonra tekrar başlayan cinsel yaşam özlem, tutku ve coşkuyla çok daha doyurucu olabilir… Mastürbasyon doğal bir ihtiyaçtır… Halk arasında dolaşan hurafelerin aksine mastürbasyon sakıncalı bir durum değildir. Ülkemizde kadınların yaşadıkları cinsel sorunların başında gelen cinsel isteksizlik ve orgazm olamama sorunlarının nedeni, çocukluktan itibaren cinsellikten korkutularak, utandırılarak hiç mastürbasyon deneyimi olmadan ilk cinsel ilişkilerini yaşamalarıdır. Kişinin cinsellikten zevk alabilmesi için önce kendi bedenini tanıması, nelerden zevk aldığını bilmesi gerekir. Bunun yolu da mastürbasyondur. Bu nedenle mastürbasyon genç kızlar için de cinselliklerini keşfetmelerine ve gelecekte cinsel sorunlar yaşamalarını önlemeye yardımcı olur. Biz cinsel terapistler sadece evli erkeklere tek başına porno izlenmesini ve beraberinde mastürbasyon yapılmasını yasaklıyoruz. Çünkü uzun soluklu bir ilişkilerde hiçbir kadın porno ve mastürbasyon ile yarışamaz… Orgazm ve boşalma aynı şey değildir… Orgazm olmak ve boşalmak aynı şey gibi düşünülür ama ikisi birbirinden farklıdır. Orgazm, çeşitli fiziksel ve psikolojik cinsel uyaranlar sonucu beynin harekete geçmesi ve bazı hormon mekanizmalarının etkisiyle hem bedensel hem de ruhsal olarak algılanan, geçici şuur bulanıklığı, kontrol kaybı duygusu, zamandan kopuş ve tüm bedende güçlü kasılmaların yaşandığı yoğun bir boşalmadır. Boşalma ise cinsel ilişkilerin sonlarına doğru yaşanan ve 10-15 saniye süren kasılmalarla kendini gösteren fiziksel ve bedensel bir rahatlamadır… Kegel egzersizleri cinsel isteği, boşalma kontrolünü ve boşalma kalitesini arttırır… Cinsel organları saran aşk kaslarının güçlendirilmesi amacıyla yapılan ve Kegel egzersizleri adı verilen egzersizler, cinsel sağlık için çok önemlidir. Cinsel yaşama olumlu etkileri olan Kegel egzersizlerinin yapılması oldukça kolaydır. Aşk kasları leğen kemiği içinde cinsel organları ve makat bölgesini sarmakta olup 8 rakamına benzer bir görünüme sahiptir. Bir kişi gün boyunca aslında aşk kaslarını kullanmaktadır; idrarı geldiği zaman tuvalete yetiştirinceye kadar bu kaslarını sıkmakta (idrarını tutmakta), tuvalete oturunca bu kaslarını gevşeterek idrarını yapmaktadır. Vücut geliştirme çalışan bir sporcu nasıl vücudunun belli bölgedeki kaslarını güçlendirebilmekte ve ağırlık kaldırma kapasitesi artmaktaysa, Kegel egzersizlerini yaparak aşk kaslarını güçlendiren bir kişinin de cinsel isteği, boşalma kontrolü ve boşalmasının kalitesi artacaktır…

Devamı için: https://drcemkece.com/m-cinsellikle-ilgili-az-bilinen-10-sir.html
Tüm hakları saklıdır © www.cemkece.com.tr